Archive for Kasım 2009

Leke ve sivilce için buğday özü maskesi

27 Kas 2009

Leke ve sivilce için buğday özü maskesi


Hazırlanışı:
İki avuç buğday, iki bardak yağmur suyunda pişirilip ezilerek sıkılır. İki yumurta sarısı ve bir çorba kaşığı badem yağı ilave edilir.

Hazırlanan karışım iyice çırpılır. Yumuşak bir fırça ile yüze sürülür.

Faydaları: Kızıl lekelerin ve sivilcelerin giderilmesini sağlayan buğday özü maskesi; sabah ve akşam olmak üzere iki kere uygulanır.

Buğday özü maskesi, şampuan olarak kullanıldığında saçların parlamasında etkin yararları olduğu görülür.

Yüzdeki çöküntü ve kırışıklıklar için civanperçemi maskesi

27 Kas 2009
Hazırlanışı: Civan perçemi çiçeği, saf suda on dakika kaynatıldıktan sonra sıkılarak süzülür. Bir fincan su soğutulur.

Elde edilen posa ezildikten sonra, yarım fincan limon suyu, bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir tatlı kaşığı süzülmüş bal ve çırpılmış yumurta sarısı ile birlikte iyice karıştırılır.

Hazırlanan karışıma soğutulan bir fincan civan perçemi suyu ilave edilir. Maske kıvamına gelinceye kadar yulaf unu eklenir.

Faydaları: Yüzdeki çöküntü ve kırışıklıkların giderilmesini sağlayan civan perçemi maskesi, uygulamadan bir saat sonra yıkanır ve cilt gül suyu ile temizlenir.

Sivi Elektrolit Dengesi ve Bozukluklari

27 Kas 2009

Sıvı Elektrolit Dengesi, Asid Baz Bozuklukları

Hasta bakımında ve hastalıkların tedavisinde önemli konulardan biri, vücut bölmelerinin sıvı ve elektrolit dengesinin korunmasıdır. Bazı hastalık­lar, yaralanmalar ve ameliyat travmaları vücuttaki sıvı ve elektrolit dengesi üzerinde ciddi etkiler oluştururlar. Bu nedenle sıvı elektrolit dengesi bo­zukluklarında vücudun yanıtı ve dengeyi korumak için kullandığı mekanizmaların bilinmesi tedavi açısından gereklidir. Ameliyat öncesi dengenin ku­rulmuş olması hastanın gidişinde olumlu etkiler oluştururken, dengesizliğin ortadan kaldırılama­ması ameliyat sonrası dönemde ciddi problemlerle karşılaşma olasılığını artıracaktır.

Vücut Sıvı Bölümlerinin Tanımı, Svı ve elektrolit

Total vücut suyu, vücut ağırlığının %50-70, or­talama %60′ıdır. Kadınlarda erkeklere oranla daha az olmasının nedeni, suyun tutulduğu alanlar olan kas dokusunun azlığı ve yağ dokusunun fazlalığı­dır. Yaş ilerledikçe bu oranlar azalır. Total vücut su­yu 2 bölüme ayrılır:

1) İntrasellüler (hücreiçi); vücut ağırlığının yakla­şık %40′ını,
2) Ekstrasellüler (hücredışı); vücut ağırlığının yak­laşık %20′sini
a) Plasma (intravasküler alan); vücut ağırlığının %5′ini
b) İntertisyel sıvı (ekstravaskuler alan); vücut ağırlığının %15′ini oluşturur.
İntrasellüler sıvının ana katyonu potasyum ve magnezyum, ana anyonları, fosfatlar ve negatif yüklü proteinler; ekstrasellülerin ana katyonu sod­yum, ana anyonları Cl~ ve HC03~’dır.

Osmolalite ve Tonisite Nedir

Hücre membranları suya karşı geçirgendir. Bir bölmedeki su miktarı, o bölmede bulunan aktif partikül sayısına bağlıdır. Osmolalite, bir litre suda mevcut olan partikül sayısını ifade eder. Total os­molalite, etkin (effective) ve etkin olmayan (ineffec-tive) komponentlerden oluşur. Etkin osmoller hüc­re membranlarmı serbestçe geçemezler. Osmolali-teyi korumak için hücreiçi ve hücredışı etkin osmo-lalitenin birbirine eşit olması gerekir. Etkin osmol-lerin gerek hücredışı sıvıda (sodyum, glukoz, mannitol, glisin) ve gerek hücreiçi sıvıda (potasyum, amino asidler, organik asidler) eşit olmayan dağı­lımları, suyun bölmeler arasında hareketine neden olur. Bir solüsyonun etkin osmolalitesi, o solüsyo­nun tonisiteyle eşanlamlıdır.

Plazmada etkin osmotik basınçtan proteinler so­rumludur, buna kolloid osmotik basınç denir. Hücre membranları arasındaki osmotik basınç eşit kabul edildiğinden, etkin osmotik basınç değişmeleri su­yun serbest hareketiyle dengelenir. En sık rastlanan dengesizlik hücredışı sıvıda Na+ konsantrasyonu­nun yükselmesidir. Bu durumda hücreiçinden hüc-redışma su geçişi olur ve osmotik denge sağlandı­ğında geçiş durur. Tam tersi durumda (Na+ azalma­sı), su hücreiçine geçer. Pratikte her türlü değişimin ekstrasellüler sıvıda olduğu kabul edilir ve burada­ki değişmeler ölçülür.

Etkin olmayan osmoller hücre membranmm iki tarafına rahatça geçebilecekleri için bölmeler arasın­da su geçişinde etkin değildirler. Bu tür etkin olma­yan solütler (üre, etanol, metanol) total osmolaliteyi etkilemekle beraber tonisiteyi etkilemezler. Örne­ğin, üremik hastaların plazmaları hiperozmotik ola­bilir fakat hipertonik değildir, çünkü üre bölmeler arasında eşit olarak dağılır. Sıklıkla kullanılan bazı tanımları burada belirtmemiz uygun olacaktır. Sıvı Elektrolit Dengesizliği pdf

Mol-Milimol: Bir maddenin gram olarak molekül ağırlığına eşit miktarıdır. Miligram olarak molekül ağırlığı ise milimol’dür. Mol ve milimol, verilen vo-lümde partikül sayılarım belirtmektedir. Partikülle-rin taşıdıkları elektrik yükü ve osmotik olarak aktif iyonların sayısı hakkında doğrudan bilgi verme­mektedir.

Örnek: NaCl

1 mol = 23+35.5 = 58.5 g, lmmol = 23+35.5 = 58.5 mg
Ekivalan (Eq) – miliEkivalan (mEq): Bir iyonun bir ekivalanı, gram olarak atom ağırlığının değerliğine bölünmesidir. Miligram olarak atom ağırlığının de­ğerliğine bölünmesi miliekivalandır. Verilen bir çö­zeltide bulunan katyonların miliekivalan sayısı, an­yonların miliekivalan sayısına eşittir.
Örnek: Na+= 23/1 = 23 Eq veya mEq
Osmol – miliOsmol (mOsm): Osmotik olarak aktif partikül ve iyon sayısını gösterir. Plasma osmotik basıncı 280-296 mOsm/kg sudur. Bu, hücredışı ve hücreiçi sıvıda 280-296 adet aktif partikül var de­mektir. Plazma osmolalitesinin hesabı aşağıdaki for­müle göre yapılabilir.

2Na+ + Glukoz / 18 + Üre / 2.8

Sıvı Elektrolitlerde Normal Değişmeler

İnternal ve eksternal su değişimlerinin ve bunla­rı kontrol eden ana prensiplerin bilinmesi büyük ameliyata girecek hastalarda izelenecek yolun belir­lenmesi açısından önemlidir. Normal bir insanda bu dengeyi sürdüren faktörlerin bilinmesi gereklidir. Sıvı Elektrolit Dengesizlikleri

Antidiüretik hormon (ADH): Vazopressin ola­rak da bilinir, arka hipofizden, supraoptik ve supra-ventriküler alanlardan salgılanır. Plazma osmore-septörlerinin uyarılması nörohipofizden ADH’nin salgılanmasına neden olur. Plazma volüm değişik­likleri de, osmololiteden ayrı olarak, ADH salgısına neden olur. ADH, böbreklerde suyun geri emilimini artırarak, su atılımını azaltır. Ameliyatlar ve travma­lardan sonra ADH salgısı artar. Keza korku, ağrı, en­feksiyonlar, anestetikler de ADH salgısını artırırlar.
Aldosteron: Adrenal korteks zona glomerulosa-dan salgılanan steroid yapıda bir hormondur. Vü­cuttaki temel etkisi, böbreklerden sodyumun tutul­ması ve böylece hücredışı sıvı volümünün artırılma­sıdır. Aldosteron sodyum, potasyum ve hidrojen iyon transportunda özel bir etkiye sahiptir. Aldoste­ron reseptörleri renal tüplerdedir ancak tükürük be­zi ve kolon mukozasında da reseptörler vardır. Al-dosteronun kontrolü primer olarak renin-anjioten-sin mekanizmasıyladır. Plasma volümü ve kalbin pompa gücü de uyaranlardır.

Böbrekler: Kardiak debinin yaklaşık %25′i böb­reklerden geçer ve 180 L/gün ultrafiltrat oluşur. Bu ultrafiltratın %15-20′si Henlenin çıkan kolundan ge­ri emilir. Geri kalan kısım distal tubuluslar aracılığı ile geri emilir. Na+ geri emilimi distal tubuluslara kadar devam eder. Na+ geri emilirken K+ ve H+ iyonları lümene salgılanır. Bu değişim aldosteron tarafından kontrol edilmektedir. Terminal nefronda ADH mevcudiyetinde su geri emilimi devam eder. K+’un hemen tamamı proksimal tüplerden ve Hen­lenin inen kolu boyunca geri emilir. Hücreiçi K+ miktarı artınca, distal tubulilerde ve toplayıcı kanalların başında lümene K+ verilir ve bunu aldosteron sağlar. Böyle durumlarda K+ atılımı artar. Böylece böbrekler sıvı ve elektrolit dengesinin sağlanmasın­da çok önemli rol oynarlar. Sıvı Elektrolit Ppt

Vücut Sıvı Değişikliklerinin Sınıflandırılması

Hücredışı sıvı değişikliklerinin direkt ölçümü ancak laboratuar ortamlarında yapılabilir. Pratikte indirekt olarak hücredışı sıvı değişimleri ölçülebilir. Vücut sıvı değişimleri üç farklı şekilde olur. Bunlar:
1. Volüm değişiklikleri.
2. Konsantrasyon (yoğunluk) değişiklikleri.
3. Kompozisyon (kapsam) değişiklikleri.

Volüm Değişiklikleri

Volüm eksilmeleri. Dolaşımdaki etkili sıvı volü-münün azalmasıdır. Cerrahi hastalarda sıklıkla kar­şımıza çıkan bu durumda sadece su kaybı değil, ay­nı zamanda elektrolit kayıpları da söz konusudur. Hücredışı bölümde volüm açığına sebep olan olay­lar: kusma, kanama, nazogastrik aspirasyon, ishal, gastrointestinal fistüller, yaralanma ve enfeksiyon­larda sıvı sekestrasyonları, intraabdominal enflama-tuar olaylar, peritonitler, barsak tıkanmaları ve ya­nıklardır.
Hipovolemi belirtileri doku perfüzyonunun azalması ile ilgilidir. Hipovoleminin derecesine ve­ya gelişme hızına bağlı olarak semptomlar belirsiz veya şiddetli olabilir. Hücredışı bölümün hacminin %10′unun kaybolması durumunda iştahsızlık, hal­sizlik, apati ve idrar miktarının azalması gibi hafif belirtiler ortaya çıkar. Hacim azalması %10-20 veya daha fazla olduğunda hipotansiyon, taşikardi, sant­ral venöz basınçta (CVP) düşme ve idrar miktarında belirgin azalma, şok ve koma ortaya çıkar.

70 kg ağırlığında bir erişkinin sıvı açığı meydana getirmeyecek düzeyde bazal sıvı gereksinimi 1600-2000 mL/gün veya 20 mL/kg/gün’dür. Travma ve­ya ameliyat sonrası, aşırı kayıplar olmadığı sürece, bu bazal gereksinim 30 mL/kg/gün (2000-2500 mL/gün) kadar olur.

Volüm fazlalıkları. Plasma ve hücreler arası sıvı volümü beraber artmıştır. Genellikle iatrojenik ola­rak yada siroz veya kalp yetmezliğinde sekonder olarak gelişir. Hücredışı bölüm volümü esas olarak Na+ ile düzenlendiğinden, hipervolemi durumların­da Na+ da artmış bulunur. Bu konu daha detaylı ola­rak hipernatremi konusunda ele alınmıştır.

Hiponatremi ve Hipernatremi Nedir

27 Kas 2009

Yoğunluk Değişiklikleri

Daha önce de belirtildiği gibi, pratikte her türlü ölçüm hücredışı bölümdeki değişimleri yansıtır. Hücreiçi değişimler hücredışı bölüme yansıdığı oranda ölçülür ve değerlendirilir. Sıklıkla karşılaşı­lan elektrolit bozuklukları aşağıda sunulmuştur.

Sodyum (Na+)

Normal plazma Na+ 135 – 145 mEq/L (135-145 mmol/L), total vücut Na+ 58 mEq/kg (4000 mEq/70 kg, erkek), total değişebilir Na+ 41 mEq/kg’dır. Böy­lece 70 kg’hk bir erkekte toplam 2800-3000 mEq de­ğişebilir Na+ vardır ve bunun yaklaşık 800-1000 mEq’ı kemikte bulunur. Sonuçta değişebilir total vücut Na+ yaklaşık 2000 mEq’dır. Normal bir eriş­kin günde 3-5 g (50-90 mEq) Na+ tüketir. Denge ön­celikle böbrekler tarafından sağlanır.

Hiponatremi Nedir, Hiponatremi Tedavisi: Plazma Na+’unun 135 mEq/L al­tında olmasıdır. Hiponatremi durumlarında hücre­dışı sıvıda hipoosmolalite gelişir, sıvı hücreiçine çe­kilir ve buna bağlı hipovolemi gelişir. Sonuçta al­dosteron ve ADH salgısı artar, böbrekler tuz ve su tutmaya çalışır.

Hiponatremi nedenleri: kusma, ishal, gastroin­testinal fistüller, diabetik asidoz, ileus, peritonitler, yanıklar, bol sıvı az tuz verilmesi, uzun süreli tuz­suz diyet, a^ırı terlemelerde sadece su verilmesi tuz verilmemesi gibi durumlardır. Travma, cerrahi giri­şim ve sepsis sonrası hastalarda hiponatremi geliş­me eğilimi vardır. Bunun nedeni, böbrekler tarafın­dan HjO’nun Na+ dan daha fazla tutulması ve he-modilüsyondur. Şok ve travmada ise hücre zarı ge­çirgenliği bozulur, su ve Na+ hücreiçine girer ve hücredışı alanda Na+ azalır. Hiponatremi ppt

Bütün bu nedenler sonucu ortaya çıkan hiponat­remi; hipertonisite, izotonisite veya hipotonisite tab­lolarıyla birlikte karşımıza çıkar

1. İzotonik hiponatremi: Hiperlipidemik ve hiperp-roteinemik durumlar plasma vülümünde izotonik bir genişlemeye neden olurlar ve serum Na+ kon­santrasyonunun düşmesine yol açarlar.
2. Hipertonik hiponatremi: Hiperglisemi, hücre-içinden, hücredışma geçici bir sıvı geçişine sebep olarak serum Na+ konsantrasyonunu dilüe eder.
3. Hipotonik hiponatremi: Genellikle hipotonik sı­vıların (%5 dekstroz, %0.45 NaCl) verilmesine veya birikimine bağlı olarak gelişir.
a. Hipovolemik hipotonik hiponatremi: Cerrahi has­talarda sıklıkla sodyumdan zengin sıvı kaybı (GİS
sıvıları, akciğer, deri) ve yetersiz miktarda hipoto­nik sıvı (%5 dekstroz, %0.45 NaCl) replasmanı sonu­cu gelişir.
b. Hipervolemik hipotonik hiponatremi: Konjestif kalp yetmezliği, karaciğer hastalıkları, nefrozda do­laşan kan volümü yetersizdir.
c. İzovolemik hipotonik hiponatremi:
i. Su zehirlenmesi: Renal fonksiyonları bozuk hastalarda su yüklenmesi, özellikle hipo­tonik sıvıların verilmesi.
ii. Potasyum kaybı: GİS sıvılarının kaybına ve­ya diüretiklere sekonder olarak gelişir ve izovolemik hiponatremiye neden olur.

üi.Düşük serum osmolalitesi: Normalde serum osmolalitesi 285 mOsm/L’dir. Bazı hasta­larda serum osmolalitesi bu değerden dü­şüktür. Tüberküloz ve siroz gibi bazı has­talıklar bu duruma predispozisyon yara­tır.
iv.SIADH (Uygunsuz ADH salımın sendromu): Akciğer hastalıkları (atelektazi, ampiyem, pnömotoraks), SSS hastalıkları (travma, menenjit, tümör, subaraknoid kanama), ilaçlar (siklofosfamit, NSAİ ilaçlar, sispla-tin) ve ektopik ADH salmımı (küçük hüc­reli AC kanseri) neden olur. Plazma osmo-tik basıncı düşer. Hiponatremi Belirtileri
Yavaş gelişen hiponatremilerde klinik olarak, be­lirgin bulgular yoktur. Ancak ani gelişen hiponatre-mi durumlarında Na+ ve suyun hücreiçine çekilme­sine bağlı kafaiçi basınç artması ortaya çıkar. Buna bağlı olarak başağrısı ve hipertansiyon gelişebilir. Serum Na+’u 125 mEq/L’nin altına düşünce hastada konvulsiyon, 120 mEq/L’nin altına düşünce ise bi­linç kaybı ve koma görülür.

Tedavi öncelikle nedene ve hastanın belirtilerine yönelik olmalıdır. Su fazlalığına bağlı hiponatremi varsa su alımı kısıtlanır; diüretikler verilir. Akut Na+ kaybı varsa ve hipovolemik şok gelişmiş ise Na+ ve su eksiği hesaplanarak yerine konulur. Ya­vaş gelişen hiponatreminin tedavisi de yavaş yapıl­malıdır. İzotonik çözeltiler saatte 500 ml’den fazla verilmemelidir. Hafif ve orta dereceli hiponatremi-lerin tedavisinde % 0.9 NaCl genellikle yeterlidir. Şiddetli hiponatremilerde hipertonik tuz solüsyon­ları (%3-5) kullanılabilir ancak bunlar da saatte 1-2 ml’den hızlı verilmemelidir. Hesaplanan miktarın 1/2′si ilk 8 saatte, kalan kısmı 16 saatte olmak üze­re, açık, serum sodyumu 1 mEq/saat yükselecek hızda kapatılır.

Na+ açığının hesaplanması:

Plazma Na+ düzeyine göre: Serum Na+ düzeyi 120 mEq/L bulunan 70 kg ağırlığındaki erkek hastanın Na+ açığı ve gerekli sıvı miktarı ne kadardır? (Nor­mal Na+ 140 mEq/L)
fNormal Na+ – Hastanın Na+] x (kg x % 60) formülüne göre:
140-120=20 mEq/L’de sodyum eksiği var.
70 x %60=42 kg hücredışı sıvı,
20 x 42=840 mEq total Na+ eksiği mevcut. 840 / 154= 5500 mi % 0.9 NaCl gerekir.

Hipernatremi: Plasma Na+ düzeyinin 150 mEq/L den fazla olması durumudur. Bu durum ge­nellikle su kaybının fazla olduğu, Na+ kaybının eşlik etmediği aşırı terleme ve hissedilmeyen su kayıpla­rında ortaya çıkar (Ter 35-40 mEq/L Na+ içerir). Aşı­rı su kaybı, aşırı tuz yüklenmesi, ADH yetmezliği (diabetes insipitus, beyin ameliyat ve travmaları), akut tübüler yetmezlik gibi nedenler hipernatremi oluşturur.
Bütün bu nedenler sonucu ortaya çıkan hipernat­remi; hipertonisite, izotonisite veya hipotonisite tab­lolarıyla birlikte karşımıza çıkar.

1. Hipovolemik hipernatremi: Net olarak hipotonik vücut sıvı kaybı hücredışı volümde azalmaya ve hi-pernatremiye neden olur. Sık rastlanan nedenleri; diürez, solunum sisteminden (trakeostomili hasta­larda nemlendirilmemiş hava solumak), deriden (yanıklar) ve Gİ sistemden olan kayıplar.
2. Hipervolemik hipernatremi: İatrojenik olarak hi­pertonik sıvıların verilmesi.
3. İzovolemik hipernatremi:
a. Hipotonik kayıplar: Cilt ve solunum yoluyla bu-
harlaşma sonucu oluşan hipotonik sıvı kaybı­nın, uygun olmayan izotonik sıvılarla karşı­lanması durumlarında karşımıza çıkar.
b. Diabetes insipidus: Hipotonik idrar itrahı ile ge-
lişen izovolemik hipernatremidir. İdrar os­molalitesi 200 mOsm/kg’dan küçüktür ve günlük idrar miktarlarının fazla olması söz konusudur. Hipofizektomi ve kafa travmaları sonrası dönemde santral diabetes insipidus ortaya çıkabilir.

Merkezi sinir sistemi hücrelerinin sodyum kon­santrasyonu değişikliklerine çok duvarlı olması ne­deniyle nörolojik semptomlar ön planda olur. Laterji, güçsüzlük, irritabiliteye sık rastlanır; tablo fasikü-lasyon, felç ve komaya kadar ilerleyebilir.

Tedavi nedene yönelik olur. Su açığı ortadan kal dirilir (Na+ içermeyen sıvılarla – % 5 dekstroz), ti-azid ve cıvalı diüretikler verilir. Hipernatremiye eş­lik eden su açığı şu iki değişik şekilde hesaplanabi­lir:

1. Na+ fazlalığı= [Hastadaki Na+- Normal Na+] X Total vücut ağırlığı (kg) X %60
Örnek: Hastadaki Na+ =160 mEq/L, ağırlık: 70 kg (Normal Na+ 140 mEq/L).
(160-140) X (70X60%)=840 mEq total Na+ fazlalı­ğa
1 litre fizyolojik serumda 154 mEq Na olduğuna göre
840/154=5.4 L sıvı açığı var demektir.

2. Normal Na+ X TVS=Hastadaki Na+ X Hastadaki TVS
Örnek: 140 X 42=160 X Hastanın total vücut suyu
Hastanın total vücut suyu=36,75 L
42-36,75=5,25 L sıvı açığı var demektir.

Hipernatreminin hızla düzeltilmesi serebral su yüklenmesine ve kalıcı nörolojik hasarlara neden olabilir. Su açığının yarısı ilk 24 saatte düzeltilmeli, kalan yarısı 2-3 günde düzeltilmelidir. Bu durumun tespiti için düzenli serum Na+ tayini yapılmalıdır.

Potasyum (K + )

Potasyumun %95′i hücreiçindedir (150 mEq/L). Hücredışında 3.5-5.0 mEq/L (potasyum için lmEq=lmmol’dür) bulunur. Total K+ 53.8 mEq/kg (3766 mEq/70 kg /erkek), total değişebilir K+ 52.8 mEq/kg, ortalama 3500-3600 mEq’dır. Günlük po­tasyum alımı 100 mEq, günlük gereksinim 75 mEq’dır. Glukoz hücreiçine girerken K+ da hücreiçi-ne girer. Asidozda H+ hücreiçine girer, K+ hücredı-şına çıkar. Alkalozda H+ hücredışma çıkar, K+ hüc­reiçine girer. Atılımı %90 böbreklerle olur.

Hipopotasemi (Hipokalemi): Serum potasyum düzeyinin 3.5 mEq/L altına düşmesidir. Cerrahi hastalarda K+ kaybının en sık nedenleri: gastrointestinal (kusma, diyare, nazogastrik aspirasyon, kolon fistülleri), renal (diüretikler, amfoterisin B) ve cilt (yanıklar) kaynaklıdır. Potasyumsuz total parente-ral beslenme (TPN) de hipokalemi nedenleri arasın­dadır.

Serum potasyumu <3 mEq/L'nin altına düşme­dikçe herhangi bir bulgu ortaya çıkmaz. Düştüğün­de EKG'de patolojik bulgular gelişir. Bunlar: düşük voltaj, ST çökmesi, T dalgasında düzleşme, U dalga­sı, PR ve QT aralığında uzamadır. Metabolik alkaloz oluşur, solunum ve yutma kasları felci başlar ve kalp sistolde (asistoli) durur.

Tedavi kayıpların yerine konulması ve günlük gereksinimin verilmesi esasına dayanır. Potasyum esasen hücreiçi iyonu olduğu için, total vücut potas­yum açığının hesaplanması son derece zordur. Po­tasyum eksiği gözlem ve klinik deneyime dayanıla­rak tamamlanır. Hastaların monitöre edilmesi ve EKG bulguları ortadan kalkıncaya kadar potasyum verilmesi en uygun ve emin yoldur. Serum K+ kon­santrasyonunun her 1 mEq/LTik azalması, total vü­cut K+’unda 100-125 mEq’lık bir azalmaya denk ge­lir. Serum potasyum konsantrasyonu <2 mEq/L'ye düştüğünde total vücut potasyumunda 1000 mEq'lık bir azalma söz konusudur. Potasyum açığı­nın hesaplanmasında basit yöntemler geliştirilmiş­tir. Vücut kitlesi küçük olanlarda potasyum açığı 50 ile, vücut kitlesi büyük olanlarda 100 ile çarpılarak kaba bir hesap yapılabilir. Örneğin, potasyumu 2.5 mEq/L saptanmış bir kadın hastada; 4.5-2.5=2 mEq/L açık var, 50×2=100 mEq verilmesi gerekir. Hasta iri bir erkek ise 100 ile çarpılarak hesap yapı­labilir. Potasyum verilirken uyulması gereken birta­kım kurallar söz konusudur:
Hesaplanan açık yavaş yavaş kapatılmalıdır (<20 mEq/saat).

Verilen çözeltinin litresinde 40 mEq’dan fazla potasyum olmamalıdır.
Günlük total doz 160 mEq aşmamalıdır.

Potasyum verilebilmesi için idrar atımı saatte en az 25 mi olmalıdır.

Hiperpotasemi Nedir (Hiperkalemi): Plasma potasyu­munun 6 mEq/L’nin üzerine çıkmasına denir. Nor­mal koşullarda potasyum artışı böbreklerden atım ile ve K+ hücreiçine çekilmesiyle önlenir ve hiperpotasemi sık rastlanan bir durum değildir. Hiperpotasemi nedenleri: akut ve kronik böbrek yetersizliği, Adis-son hastalığı, diabetes mellitus, metabolik ve respira-tuar asidoz, gastrointestinal kanamalar, K+ içeren sı­vıların hızlı verilmesi ve masif miktarda banka kanı transfüzyonudur. Hiperpotaseminin en sık görüldü­ğü durum asidozdur. Asidozda H+ iyonları hücreiçi­ne girerken K+ iyonları hücredışma çıkar.

Ciddi hiperpotasemide klinik bulgular ortaya çı­kar. En belirgin bulgular EKG değişiklikleridir: si­metrik T dalgası yükselmesi, P dalgasının voltajının azalması ve QRS kompleksinin genişlemesi ile ka-rakterizedir.
Klinikte önemli olan, hiperpotasemi gelişmesine fırsat vermemektir. Masif kan transfüzyonu gere­kenlerde taze kan verilmesi bu anlamda önemlidir. Tedavi için şu işlemler yapılır:

Aritmi, A-V blok varsa: 5-10 mL % 10 kalsiyum glukonat İV, 2 dakika veya biraz daha uzun bir sürede verilir. Kalsiyum preperatları kullanan hastaların digital almamasına dikkat edilir.

Potasyumu hücreiçine çekmek için; glikoz %10′luk solüsyonlarından, 250-500 mL veya 0.5 g/kg verilir ve hücreiçine geçişi artırmak için se­ruma her 5 g glikoz için 1 ünite kristalize insülin eklenir.
Asidoz tedavisi ve hücredışı sıvıyı alkali yaparak K+ un hücreiçine geçişini artırmak için; 50 mEq NaHC03 3-5 dakikalık bir sürede İV yoldan ve­rilir. EKG anormallikleri devam ediyor ise bu doz 10-15 dakikada bir yinelenebilir.

Polystyrene sulfonate (Kayeksalat) gibi katyon değiştirici reçineler oral (20-50 g resin, 100-200 mL %70′lik sorbitole katılarak 4 saatte bir) veya lavman (50 g resin, 50 mL %70′lik sorbitole katı­lıp, 100-200 mL su eklenir ve başlangıçta 1-2 saat­te, sonra 6 saatte bir rektal olarak uygulanır) yo­luyla kullanılabilirler. Uygulamadan 2-4 saat sonra potasyumda düşme ortaya çıkar.

Hastada yeterli böbrek fonksiyonu elde etmek ve potasyum atılımını sağlamak için 500 mL %0.9 NaCl ile beraber furosemid (20-100 mg) İV yol­dan verilir.
Bu yöntemler etkili olmaz ise hemodiyaliz yapıl­malıdır.

Serum kalsiyum düzeyi 8.5-10.5mg/dL veya 4.5-5.25 mEq/L veya 2.23-2.57 mmol/L’dir. Üç biçimde bulunur: 1) iyonize (%45), 2) proteine bağlı (%40), 3) serbest (%15). Sadece serbest iyonize kalsiyum (4.6-5.1 mg/dL veya 1.15-1.27 mmol/L) fizyolojik olarak aktiftir. Emilimi farklı olmakla beraber, alınan gün­lük kalsiyum miktarı 500-1000 mg’dır. Kalsiyum metabolizması parathormon ve vitamin D etkisi al­tındadır.

Hipokalsemi: Serum kalsiyum düzeyi 8 mg/dL’nin altında bulunur. Hipokalsemi nedenleri: akut pankreatit, masif yumuşak doku enfeksiyonla­rı (nekrozitan fassitis), akut ve kronik renal yetmez­lik, pankreas ve ince barsak fistülleri, hipoparatiro-idi ve rabdomiyolizisdir. Serum kalsiyumunun %40′ı albumine bağlı olduğu için, albuminin azaldı­ğı durumlarda da hipokalsemi ortaya çıkar.

Hipokalsemi durumunda dudak çevresinde, parmak uçlarında uyuşma ve karıncalanmalar baş­lar. Tendon refleksleri hiperaktif olur. Chvostek (yüz kasları spazmı), Throusseau (Ebe eli) bulguları pozitiftir, kas ve abdominal kramplar vardır. Tetani (karpopedal spazm) ve konvulsiyonlar gelişir. Hi-pokalsemide QT aralığının uzaması ve ventriküler aritmiler de meydana gelebilir.

Tedavide altta yatan neden ortadan kaldırılır. Kalsiyum açığını kapatmak için 10-20 mL %10 kalsi­yum glukonat 10 dakikada bolus IV yoldan tarzında verilir. İdame dozu 1-2 mg/kg/saat elementel kalsi­yum ile sağlanır. Bu tedavi ile 6-12 saat sonra serum kalsiyum düzeyi normale döner. Bundan sonra 0.3-0.5 mg/kg/saat dozunda uygulanır. Digital alan hastalarda digital toksisitesini artırabileceği için kal­siyum dikkatle uygulanmalıdır. Ağızdan kullanım için kalsiyum tuzlan mevcuttur. Kronik hipokalse-mide günlük 1000-2000 mg elementer kalsiyum ye­terlidir. Daha ciddi hipokalsemilerde tedaviye D vi­tamini de eklenir.

Kan transfüzyonlarında iyonize kalsiyum sitrat-la bağlanmış durumdadır. Ancak transfüzyon esna­sında kalsiyum açığı vücut depoları tarafından kar­şılanır ve genellikle kalsiyum verilmesi gerekmez. Her 5-10 dk içinde 500 mi veya daha fazla kan trans-füzyonu yapılması gereken kişilerde kalsiyum veri­lebilir.

Hiperkalsemi: Malignite, hiperparatiroidi, hi-pertiroidi, vitamin D intoksikasyonu, immobilizas-yon, uzun süreli parenteral beslenme, tiazid türü di-üretikler ve granülömatöz hastalıklar hiperkalsemi-ye neden olurlar.
Kolay yorulma, bitkinlik, iştahsızlık, bulantı, kus­ma, konstipasyon ve kilo kaybı ile kendini gösterir. Ayrıca; şiddetli baş ağrısı, sırt ve ekstremite ağrıları, susama, polidipsi ve poliüri de görülebilir. Kritik se­rum kalsiyum düzeyi 16-20 mg/dL civarında bulu­nur. Hemen tedavi yapılmazsa ölüm kaçınılmaz olur.

Acil tedavide beraberinde olan sıvı açığı düzelti­lir ve furosemid verilerek renal klirens artırılır. Kar-diak ve renal fonksiyonları normal olan hastalarda 250-500 mL/saat %0.9 NaCl yanında 4-6 saatte bir 20 mg furosemid İV verilir. Tedavi saatlik idrar mik­tarı 200-300 mL olacak şekilde ayarlanır ve diğer elektrolit bozuklukları da düzeltilir. Yeterli hidras-yon ile beraber somon balığı Kalsitonini verilmesi, maligniteye ve hiperparatiroidiye bağlı hiperkalse-mide uygulanmakta olan tedavi seçeneklerindendir. Malign hastalarda Pamidronate disodium verilebi­lir. Olay hiperparatiroidiye bağlı ise, paratiroidekto-mi yapılmalıdır.

Magnezyum

Vücuttaki toplam miktarı 21-28 g veya 2000 mEq’dır. Esas olarak hücreiçi bir katyondur. Plas-madaki düzeyi 1.5 – 2.5 mEq/L veya 0.65-1.1 mmol/L’dir. Bunun %35′i proteine bağlıdır. Gıdalar ile 20 mEq/gün (240 mg/gün) alınır.

Hipomagnezemi: Starvasyon, malabsorpsiyon durumlarında; uzun süreli GİS kayıplarında (fistül-ler); akut pankreatitte; diabetik ketoasidoz tedavi­sinde; primer aldosteronizmde, alkolizmde, amfote-risin B verilmesinde; loop diüretik, sisplatin, siklos-porin tedavisinde ve tedavisi uzun süren termal ya­nıklardan sonra karşımıza çıkar. Sıklıkla hipokalemi ve hipofosfatemi ile beraber görülür.

Mg+2 birçok enzim sisteminin yapısına girer ve eksikliklerinde nöromusküler ve SSS hiperaktivitesi meydana gelir. Hiperaktif tendon refleksleri, kas tremoru, tetani, delirium, konvulsiyonlar izlenir. Kardiyovasküler sistem üzerindeki etkisine bağlı hi-popotasemi bulgularına benzer bulgular ortaya çı­kar ve EKG değişmeleri de benzerlik gösterir.

Parenteral tedavi, ciddi hipomagnezemilerde (Mg+2 <1.0 mEq/L veya 0.5 mmol/L) veya sempto-matik hastalarda tercih edilir. Tedavi magnezyum klorür ve magnezyum sülfat çözeltilerinin parenteral verilmesiyle sağlanır. Böbrek fonksiyonları normal ise 2 mEq/kg Mg+2 İM veya İV verilebilir. İV verildi­ğinde akut Mg+2 toksisitesi ve sonucunda kardiak ar-rest gelişmesini önlemek için kalsiyum klorür veya kalsiyum glukonat verilir. Bu tedaviden sonra görü­len düzelme geçicidir; tedaviye 1-3 hafta, hücreiçi se­viye düzelinceye kadar devam etmek gerekir. [Mg sülfat %5010-20 mEq/gün İM/İV veya oral Magnez­yum oksit 800 mg]. Hücreiçi magnezyum istenilen düzeye geldiğinde 4 mEq/gün Mg+2 yeterlidir. TPN'da günaşırı 12-24 mEq Mg+2 vermek gerekir.

Hipermagnezemi: Şiddetli renal yetmezlik, ter­mal yaralanmanın erken devresi, masif travma, cer­rahi stres ve şiddetli asidoz sonucunda ortaya çıka­bilir. Laterji, yorgunluk, tendon reflekslerinin prog-ressif kaybı ile kendini gösterir. Tedavi için berabe­rinde olan asidoz düzeltilir ve Mg+2 alımı kısıtlanır.

Sivi Tedavisi Kolloid Hipotonik Sivilar

27 Kas 2009

Sıvı Tedavisi, Çocuklarda Sıvı Tedavisi

Sıvı tedavisinin amaçları şunlardır:
Günlük sıvı ve elektrolit gereksinimlerinin karşı­lanması.
Kayıpların yerine konması.
Hastalığa veya içinde bulunulan duruma özel olarak gelişen gereksinimlerin karşılanması.
Günlük elektrolit gereksinimleri ilgili bölümleri içinde belirtilmiştir. Günlük sıvı gereksinimi çocuk­larda şu şekilde hesaplanır. Vücut ağırlığının
İlk 10 kg için 100 mL/kg/gün,
İkinci 10 kg için 50 mL/kg/gün,
20 kg üzerinde 20 mL/kg/gün olarak
hesaplanır.

Erişkinde 35 mL/kg/gün, yaşlılarda 30 mL/kg/gün olarak yapılan hesap da hemen hemen aynı miktara ulaşır. Günlük sıvı gereksinimi, zorun­lu günlük kayıplarla eşittir. Cerrahi has­tada sıvı ve elektrolit gereksinimi hesaplanırken günlük gereksinim belirlenir ve üzerine ilave kayıp­lar eklenir. Ateşi 38°C olan bir hastanın günlük sıvı gereksinimi 500-1000 mL artar. Cerrahi hastalardaki gastrointestinal kayıpların volüm ve içerikleri tablo 8/3′de belirtilmiştir. Cerrahi hastalardaki sıvı ve elektrolit gereksinim ve kayıpları hangi sıvılarla karşılanmalıdır? Bu sorunun tek bir yanıtı yoktur. Genel prensip olarak kabul edilen, intestinal sekres-yonlar, safra ve pankreatik sıvı kayıplarının bire bir oranında karşılanmasıdır. Tercih yapılırken göz önünde tutulması gereken bilgiler aşağıda özetlen­miştir. Ağızdan sıvı tedavisi

Kristaloidler: Osmotik olarak aktif primer hüc­redışı partikül olan sodyumu içeren sıvılardır. İzo-tonik kristaloidler hücredışı bölümde düzgün bir dağılıma sahiptirler ve infüzyondan 1 saat sonra ve­rilenin %25′i hücredışı alanda yerleşir. Bu sıvılara örnek laktatlı Ringer ve %0.9 NaCl solüsyonlarıdır. Laktatlı Ringer solüsyonu hücredışı sıvı içeriğine yakın dengeli bir elektrolit solüsyonudur. İçerdiği laktat, HC03″ öncü maddesidir ve bu nedenle gast­rointestinal kayıpların karşılanmasında ilk tercih edilen sıvılardan biridir. Hipertonik tuz solüsyonla­rı, izotonik solüsyonlara göre daha az miktarlar ge­rektirmesi nedeniyle şoktaki hastalarda ve özellikle yanık hastalarında tercih edilmektedir. Bunların hi-pernatremi, hiperosmolalite, hiperkloremi ve hipo-kalemi gibi istenmeyen etkileri söz konusu olabilir.

Hipotonik solüsyonlar: Yalnız saf su eksikliği olduğunda kullanılabilecek solüsyonlardır. Dekst­roz %5 sudaki solüsyonu ve %0.45 NaCl, hipotonik solüsyonlara örnektir. İzotonik solüsyonlardan fark­lı olarak tüm vücut bölmelerine yayılırlar. İnfüze edilen miktarın sadece %10′u hücredışı bölmede ge­nişlemeye neden olur, bu nedenle intravasküler sıvı açıklarında uygun seçenek değildirler. Sıvı tedavisi ppt

Kolloid solüsyonlar: Moleküler ağırlığı yüksek maddeler içeren bu tür solüsyonlar kapiller duvarı kolaylıkla geçemezler ve plazma kolloid osmotik basıncını artırırlar. Plazma kolloid osmotik basıncın düşük olduğu ve protein kaybının fazla olduğu (ya­nıklar, vd) hasta grubunda kullanılırlar. Dekstran so­lüsyonları sentetik glukoz polimeridirler. Hücredışı bölmede volüm genişletmenin yanında tromboem-boli profilaksisinde de kullanılırlar. Dekstran 40′m %10′luk (Rheomacrodex), Dekstran 70′in %6′lık (Macrodex) tuzlu solüsyonları hücredışı volüm ge­nişletici olarak 20 mL/kg/gün dozunda kullanılır­lar. Hydroxyethyl stardı (Hetastarch, İsohes) glukojen benzeri sentetik bir moleküldür, %6′lık solüsyonları vardır, hücredışı volüm genişletici olarak kullanılır­lar. Maliyetleri açısından albumin solüsyonlarına, yan etkileri açısından dekstran solüsyonlarına tercih edilirler. Günlük dozları 30-60 g’dır (500-1000 mL), 90 g’ı (1500 mL) aşmamalıdır.

Sivilce giderici ve cilt tazeleyici defneli güzellik kremi

27 Kas 2009
Hazırlanışı: Üç tutam defne yaprağı, bir tutam tarçın yaprağı toz haline getirildikten sonra bir bardak kayısı suyunda pişirilir.

Bir adet çırpılmış yumurta sarısı ve yarım fincan süt karıştırılarak krem elde edilir.

Faydaları: Yüzdeki sivilceleri gidermek ve tene tazelik sağlamak için yatmadan önce uygulanır.

Defneli güzellik kremi şampuan olarak kullanıldığında, saç dökülmesini durdurur, saçların ağarmasını geciktirmede de yararlı olur.

Selülit için lahana kürü

27 Kas 2009
•Kadınların kabusu selülitleri üç haftalık kürle yok ediyor.
•Kış boyunca biriken fazla kilolarınızdan kurtulmanızı sağlıyor.
•Vücutta biriken toksinleri atıyor, kolon kanserini önlüyor.
•Kan dolaşımını düzenleyip, vücudumuzun canlanmasını sağlıyor.

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu ‘ndan Lahana kürü

3-4 adet beyaz lahana yaprağı, kaynamakta olan yarım litre suya atılır ve hafif ateşte ağzı kapalı olarak 15 dakika pişirilir.

•Aç veya tok karnına Sabah bir su bardağı ve akşam bir su bardağı olmak üzere için. Bu işleme toplam 3 gün devam edin.

•Bu kürü 3 gün uyguladıktan sonra 3 gün ara verin ve tekrar 3 gün uygulayın. Bu şekilde toplam 21 gün içerek kürü tamamlayın.

•Bu uygulamadan sonra 21 gün ara verin.21 gün aradan sonra sadece haftada bir defa sabah ve akşam,aç yada tok karnına 1 su bardağı içilerek selülitler yok olana kadar bu küre devam edilir.

•Damak tadına uygun olsun ya da içimi kolay olsun düşüncesiyle haşlama suyuna hiç bir şey ilave etmeyin.

•21 günlük kür için kesinlikle ihtiyacınız olan miktarı bir defada değil, her gün taze olarak hazırlayın.

•Kan dolaşımını düzenlemek amaçlı kullanımda :

3-4 adet beyaz lahana yaprağı, kaynamakta olan yarım litre suya atılır ve hafif ateşte ağzı kapalı olarak 15 dakika pişirilir.

Birinci hafta Sabah ve akşam aç veya tok karına bir su bardağı içilir.

İkinci ve üçüncü haftalarda gün aşırı (bir gün atlayarak) Sabah ve akşam aç veya tok karına bir su bardağı içmeye devam edin.

Dördüncü haftadan itibaren iki günde bir olmak üzere iki hafta daha uygulayıp kürü sonlandırın.

Üç ay ara verdikten sonra aynı kürü tekrar edin.

vitiligo ve karaciğer yetmezliği için lavanta kürü

27 Kas 2009


İbrahim Saraçoğlu’ndan vitiligo, karaciğer yetmezliği, hepatit-B ve hepatit-C için lavanta kürü

Hazırlanışı:

* Bir tutam (4-5 g) lavantayı 300 ml (yaklaşık bir buçuk su bardağı) kaynar suya koyduktan sonra 15 dakika kısık ateşte demleyin.

* Dört dakikadan daha fazla demlemeyin. Demleme esnasında sıcaklığını kaynama noktasında sabit tutun. Cezvede demlerken ocağın altını çok kısık tutun. Fokur fokur kaynatmayın. Çok yavaş bir şekilde kaynıyor kaynamıyor gibi demleyin.

* Demleme süresi tamamlandıktan sonra, ılımasını beklemeden süzülmesi gerekir. Süzme işlemi tamamlandıktan sonra içmek için ılımasını bekleyin.

* 15 gün boyunca her gün, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu için. Her defasında (her kullanımda) taze olarak hazırlanması şarttır. Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayın. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayın.

* Hiç bir şekilde damak tadına uygun olsun diye, içerisine şeker veya benzeri hiç bir katkı ilave etmeyin.

* Onbeş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrine göre haftada 3-4 defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı içilmeye devam edin. Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur.

Her sağlıklı insanın yılda bir defa 15 günlük lavanta kürünü uygulamasında çok büyük faydalar vardır. Değerli okuyucular hiç bir bitkisel kürü alışkanlık haline getirmeyin. Karaciğer yetmezliği şikâyeti olanların, Hepatit-B veya Hepatit-C virüsü ile yaşamak zorunda olanların zaman zaman lavanta kürünü uygulamalarında çok büyük yararlar vardır.

*** Ciltdeki sivilce ve lekelere karşı lavanta kürü:

Lavanta kürü sivilceler için de etkilidir. Anca sivilcelere karşı lavanta kürü hazırlanırken demleme süresi 10 dakika olmalıdır. 1o dakika demlendikten sonra ılımasını beklemeden süzülmelidir. İçilecek olan miktar 1 su bardağıdır.

Vitiligo şikayeti olanların,

  • Patlıcan, kuru soğan, taze domates, bulgur tüketimini en aza indirmelerini
  • Güneşin güçlü olduğu 10.30 – 16.00 saatleri arasında yaz mevsiminde güneşe çıkmamalarını
  • Önleyici olarak da öğünlerinde mısır ekmeğini, elma (soymadan) tüketimini tercih etmelerini öneriyorum.

Önemli Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Bilmeniz gereken nokta kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu

Asit Baz Dengesi Bozuklugu

27 Kas 2009

Asit Baz Dengesi Bozukluğu

Kandaki H+ iyon konsantrasyonu sabit tutulma­ya çalışılır. Klinik pratiğinde kandaki H+ iyon konsantrasyonu pH ile belirtilir. Normal pH 7.35-7.45 arasındadır. pH’ın 7.35′in altında olmasına asidemi, 7.45′in üzerinde olmasına alkalemi denilir ancak yan­lış olarak asidoz (asid birikimi) ve alkoloz (alkali biri­kimi) aynı anlamda kullanılırlar. Halbuki asidemik bir hastada alkoloz görülebilir. Biriken metabolik ürünler çeşitli tampon sistemleri ile nötrolize edilir­ler ve sonuçta akciğer ve böbrekler aracılığı ile vü­cuttan atılırlar. Hücreiçi pH’ın sürdürülmesinde pro­tein ve fosfatlar, hücredışı sıvı bölmesinde ise bikar-bonat-karbonik asid tampon sistemleri etkin rol üst­lenirler. Hücredışı sıvı bölmesinin pH’ı Henderson-Hasselbalch denklemi ile tanımlanır ve bunun özün­de baz HC03′ün, karbonik aside oranının 20/1 olma­sı yatar (HC03/H2C03 =27/1.33 mEq/L=20/l).

Sisteme asid maddeler eklendiğinde oranın pa­yında bulunan HCO3 azalır ve ventilasyon artırılıp daha fazla C02′in akciğerler yoluyla atılması sağla­nır ve bölmenin paydasmdaki karbonik asid azaltı­larak 20:1 oranı sabit tutulmaya çalışılır. Daha yavaş olarak böbrekler devreye girer ve asid tuzlarını atar­ken, bikarbonatı tutar. Solunumsal olaylarda ise ventilasyon bozukluğuna bağlı bölmenin paydası­nın artma ve azalmasıyla solunumsal asidoz veya alkaloz ortaya çıkar. Solunumsal asidozda bozulan denge, böbrekler yoluyla bikarbonatın tutulması ve asid tuzlarının atılmasıyla yeniden sağlanmaya çalı­şılır. Solunumsal alkolozda ise tam tersi durum söz konusudur. Bir başka söyleyişle; metabolik olayla­rın dengelenmesinde solunumsal tampon sistemle­ri, solunumsal olayların dengelenmesinde metabo­lik tampon sistemleri devreye girer.

Asit Baz Dengesi Bozulursa

Bu durumların tanı ve ayırıcı tanısında pH’m, bikarbonat konsantrasyonunun ve PaC02′nin bilin­mesi gerekir.

Metabolik asidoz: Bağlı asidlerin birikimi (di-abetik ketoasidoz, laktik asidoz, azotemi), bikarbo­nat kaybı (diyare, ince barsak fistülleri) ve renal asid atılımının bozulması sonucu ortaya çıkar. Kan pH’ı ve serum bikarbonat düzeyi düşer. İlk kompansatuar yanıt olarak solunum sayısı ve derinliği artar.

Asit Baz Özellikleri

Tedavide altta yatan nedenin ortadan kaldırıl­ması şarttır. Asidozun tedavisi için HCO3 infüzyon-ları yapılır (50 mEq, IV; 8 saatte bir tekrarlanabilir). Bu tedavinin amacı, pH’ı normal sınırlara çekmek ve HCO3 miktarım yeterli düzeyde tutmaktır. Kan­da bikarbonat eksikliğinin hesaplanması için bazı formüllerden yararlanılır. Bu formüle göre:

Bikarbonat eksiği=Normal bikarbonat – Kanda bulunan bikarbonat X Vücut ağırlığının %20′si.
Örneğin kanda HCO3 düzeyi 12 mEq bulunan 70 kg’lık bir kişide eksiklik:
(25-12) X 70 X %20 = 13 X 14 = 182 mEq.

Bu hastaya yarım saat içinde %5 dekstroz solüs­yonu içinde 50 mEq bikarbonat verilir ve sık aralık­larla kan gazları ve bikarbonat düzeyi tayinleri ile kontrol edilip, aynı tedavi birkaç saat sonra tekrarla­nabilir.
Metabolik alkaloz: Bağlı asidlerin aşırı kaybına veya aşırı bikarbonat verilmesine bağlı olarak geli­şen bir tablodur. Hemen herzaman beraberinde po­tasyum eksikliği de söz konusudur. Kompanzasyon mekanizması primer olarak renal mekanizmalardır. Cerrahi hastalarda en sık rastlanan nedeni diüretik tedavisidir. Gastrointestinal sekresyonlara bağlı asid kaybı (nazogastrik aspirasyon, kusma) diğer sık rastlanan nedendir. Bikarbonat veya bikarbonat öncü maddelerinin (sitrat, laktat) aşırı verilmesi de metabolik alkoloza neden olmaktadır.

Tedavide önemli nokta, altta yatan nedenin orta­dan kaldırılmasıdır. Dışardan verilmekte olan alka­liler kesilir, Cl”, K+ ve volüm açıkları yerine konur. Metabolik alkalozis genellikle iyi tolere edildiği için tedavisi aciliyet gerektirmez.

Solunumsal asidoz: C02′nin aşırı üretimine bağ­lı alveoler ventilasyonun yetersizliği (hipoventilas-yon) sonucu gelişir. Cerrahi hastalarda sıklıkla rast­lanan nedenleri solunum merkezi depresyonu (ilaç­lar, organik hastalıklar), nöromuskuler hastalıklar ve kardiyopulmoner arresttir. Aşırı şişmanlarda al­veoler hipoventilasyona bağlı gelişen kronik hiper-kapni (Pickwick sendromu) de solunumsal asidoz nedenidir.

Tedavide altta yatan neden ortadan kaldırılır. HCO3 kullanılmasına gerek yoktur. Hipoventilasyo-nun ortadan kaldırılmasında ventilatör ve trakeos-tomi gereksinimi ortaya çıkabilir.

Solunumsal alkaloz: Akut veya kronik hiper-ventilasyon sonucu ortaya çıkar. Cerrahi hastalarda sıklıkla ağrı, hipoksi, korku-endişe, santral sinir sis­temi yaralanmaları, ateş, gram negatif sepsis, aspi­rin zehirlenmesi ve solunum desteğinden sonra kar­şımıza çıkar. PaC02′de hızlı bir düşme ve pH’da yükselme ile kendini gösterir. Akut dönmede serum HCC03 düzeyi normaldir; durum devam ederse, kompanzasyonla beraber düşme ortaya çıkar. Pos-toperatif dönemde ventilatöre bağlanan hastalarda sıklıkla az veya çok karşımıza çıkar.
Klinik bulguları nonspesifiktir; solunumsal asi-dozda olduğu gibi tek etkin tedavi altta yatan nede­nin ortadan kaldırılmasıdır.

Miks asid-baz bozuklukları: Klinik pratikte bir­çok durumda asidoz ve alkaloz durumlarının bera­ber geliştiği gözlenir. Bunun cerahide en sık rastla­nan örneği, septik şoklu hastada gelişen metabolik asidoza (hastanın CC^’yi solunumla uzaklaştırmak için hiperventilasyon yapması sonucu) solunumsal alkaloz eklenmesi durumudur. Aynı şekilde kardi-ak arrest sonucu veya kardiyorespiratuar kısıtlanma sonucunda solunumsal asidoza metabolik asidoz da eklenir. Bu tip miks bozukluklarda kan P02, PCQ2, pH ve HCO3 sonuçlarının asid-baz nomogramma yerleştirilmesiyle tedavi yaklaşımları ortaya konabi­lir. Günümüzde otoanalizatör bulguları bilgisayar ortamında değerlendirilip tanı ve tedavi stratejileri kolaylıkla belirlenmektedir.

Sivi Elektrolit Replasman Tedavisi

27 Kas 2009

Sıvı Elektrolit Replasman Tedavisi, Replasman Nedir

Cerrahi servislerinde ve yoğun bakım ünitelerin­de sıvı ve elektrolit replasman tedavisinin çok iyi bi­linmesi gereklidir. Bunun gerçekleşmesi için hasta­nın sıvı ve elektrolit durumu değerlendirilir, eksik­likler ve fazlalıklar belirlenir, hastadaki klinik belir­tiler ve labroratuvar bulgularına göre gerekirse has­ta monitöre edilir. Bu değerlendirmenin yapılabil­mesi için hastanın aldığı ve çıkardığı sıvı dengesi yakından izlenmelidir. Farkedilebilir ve farkedile-meyen kayıplar hesaplanıp total miktara eklenir. Ameliyat olmak için cerrahi servislerine yatan has­taların ameliyat öncesi sıvı ve elektrolit durumunun değerlendirmesi yapılır, eksikler yerine konulur. Bu yapılmadığı zaman ameliyat anındaki sıvı tedavisi daha zordur ve başarı şansı azalıp, komplikasyon oranlan da artar. Ameliyat sonrası replasman teda­visi de hastanın gereksinimlerinin karşılanması ve kayıpların yerine konulması esaslarına uygun ola­rak devam ettirilir.

Ameliyat öncesi sıvı-elektrolit tedavisi: Bu ko­nuda kesin kurallar söz konusu değildir. Hastanın içinde bulunduğu durum ve yandaş hastalıkları de­ğerlendirilerek yapılacak yaklaşım en uygun olanı­dır. Cerrahi hastalarda sıklıkla karşılaşılan ve önem­li olan ekstrasellüler sıvı volüm değişiklikleridir. Cerrahi hastalardaki bu volüm değişiklikleri ya dı­şarı kayıplar şeklinde yada vücut sıvı dağılımındaki dengesizlik şeklindedir. Vücut dışına olan kayıplar genellikle GİS kaynaklıdır. Barsak hazırlığı amacıy­la kullanılan lavmanlar da ekstrasellüler sıvı kaybı­na neden olur. Vücut sıvı dağılım dengesizliği ile kastedilen ise üçüncü alana olan kayıplardır. Ciddi asitlerde, yanıklarda, ezilme yaralanmalarında ve özellikle peritonitlerde üçüncü alana olan kayıplar önemli miktarlardadır. Bu kayıpların fonksiyonel olan ekstrasellüler bölmeye dönmeleri ve dengenin sağlanması uzun zaman alır ve bu süreçte nonfonk-siyonel olarak kalırlar. Bu nedenle bu tip hastalarda ameliyat öncesi dönemde defisitlerin hesaplanması ve yerine konulması gerekir. Hafif kayıplarda total vücut ağırlığının %4 kadarı kaybedilirken, orta de­recede kayıplarda bu oran %6-8, ciddi kayıplarda ise %10 civarındadır.
Volüm defisiti belirlendikten sonra hemen sıvı açığının kapatılması için dengeli izotonik solüsyon­lar hastaya verilir. Açığı tam olarak belirleyecek bir formül yoktur. Bu nedenle yapılan tedavinin etkin­liği klinik gözlemlere dayanılarak yapılır. Bu anlam­da kullanılabilecek parametreler; kan basıncı (>90/60 mmHg), nabız hızı (<100/dak), saatlik id­rar miktarıdır (30-50 mL/saat). Bir ünite eritrosit süspansiyonu hemotokriti %3 kadar artırır.

Ameliyat anıda sıvı-elektrolit tedavisi: Ameli­yat öncesi dönemde ekstrasellüler sıvı açığının yeri­ne konulmaması durumunda anestezi indüksiyonu anında hipotansiyon ortaya çıkar. Ameliyat esnasında ortaya çıkan kan kaybına ek olarak, özel­likle büyük ameliyatlarda ekstrasellüler sıvı kaybı da olur. Burada olan kayıplar vücut dışına değildir ve üçüncü alana olan yani nonfonksiyone kayıplar­dır. Bu kayıpları hesaplamak için de bir formül yok­tur ancak klinik olarak yararlı bazı yol gösterici bil­giler mevcuttur. (1) Kan kaybı kanla karşılanmalı­dır. (2) Ekstrasellüler sıvı replasmanı ameliyatla be­raber başlamalı ve ameliyat boyunca devam etmeli­dir. (3) Ameliyat süresince, dengeli elektrolit solüs­yonları 500-1000 mL/saat olacak şekilde verilmeli­dir. Dört saatlik veya daha uzun ameliyatlarda bu miktar 2000-3000 mL’e kadar çıkabilir.

Ameliyat sonrası sıvı-elektrolit tedavisi: Bu dö­nemde sıvı ve elektrolit ayarlaması yapılırken ame­liyat sırasında verilen sıvı miktarı ve cinsi bilinmeli­dir. Ameliyat sonrası erken dönemde ekstrasellüler sıvı kayıpları ameliyat travmasına bağlı devam eden kayıplardır. Ameliyat sonrası erken dönemde taşi-kardi ve hipotansiyon acil müdahaleyi gerektiren durumlardır. Bu dönemde kan basıncı 90/60 mmHg’nın altına düşmemeli, nabız sayısı 120/daki-kanın üzerine çıkmamalı ve saatlik idrar miktarı 30-50 mL/saat olarak devam ettirilmelidir. İlk 24 saat­lik sürede potasyum tedavisi gereksizdir. Potasyum idame tedavisi 24 saat sonra ve saatlik idrar miktarı 30 mL/saat altında olmayan hastalarda uygulanır.
Ameliyat sonrası birinci günden itibaren sıvı ve elektrolitler günlük gereksinim yanında farkedilebi­lir ve farkedilmeyen kayıplar da eklenerek hastaya Farkedilmeyen kayıplar genellikle sabittir ve 600 mL/gün civarındadır. Hipermetabolik durumlarda, hiperventilasyonda ve ateş ile bu farkedilmeyen ka­yıplar 1500 mL/gün kadar yükselebilir. Bu kayıplar %5 dekstroz sudaki solüsyonu ile karşılanır. Katabo-lizma sonucu ortaya çıkan son ürünlerin atılabilmesi için gerekli idrarın sağlanabilmesi amacıyla 1000 mL %5 dekstroz sudaki solüsyonu gerekir. İdrar ile olan kayıpların birebir karşılanması gerekmez.

Ölçülebilecek miktarda kayıplar olarak tanımla­nan farkedilebilir kayıplar genellikle gastrointestinal sistem kayıplarıdır. Bu kayıplar izotonik oldukları için dengeli izotonik solüsyonlarla karşılanmalıdır.

Ateşli hastalar dışında terleme ile olan kayıplar önemsenmez. Ateşin derecesi ile doğru orantılı ola­rak artmasına rağmen, terle olan kayıplar nadiren 250 mL/gün düzeyine kadar çıkar.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.